BİR BAŞLANGIÇ
Evrenin en önemli yıldızında yaşadığımız bir gerçek ve gerçeği yaratansa bu yıldızın üzerinde soluk alıp veren insanoğlu…
İnsanlık, bundan yaklaşık on milyon yıl önce kavramlarla tanıştı. İnsanlığın başladığı ilk dönemden şu ana kadar yaşananların her biri; olmasa da çoğu, o andan sonra, toplumun sindirmesine bağlı olarak ve hızla geçen zamanda tozlu raflardaki yerini alıyor. Yani zaman ilerliyor, insanlık sonsuz kelimesinin altında yatan gizle beraber kaybolup gitmek istemiyor. Düşünüyor, paylaşıyor, tartışıyor ve öğreniyor. Tabi bunu özgür iradesiyle yapıyor. Doğrudan ifadeyi ortaya koyan irade, iradeyi özgür yapan bilgidir. Bilgi geliştikçe, belli bir ölçüde kalmadıkça insan özgürleşir. Siyaset tarihi aslında bu özgürleşmenin tarihidir. Geçmişten bu yana özgürleşme çabalarının bütünleşip en güzel parçalarının bir araya geldiği son aşama Cumhuriyet’tir.
Cumhuriyet, uzaklarda arayacağımız bir yönetim şekli değil. Hayatımızı sürdürdüğümüz topraklarda, mevcut yönetim şekli olarak uzun süren uyum süreçleri sonucunda kabullenilmiştir. Uzun sürmüştür, çünkü seneler boyunca bir imparatorluğun, büyük bir devletin gücünün tek kişinin ağzından çıkacak kelimelerle sınırlı kalması, halkın yazgısı olmuştur. Cumhuriyet ile birlikte zihinlerdeki bu kilitli ve karanlık odanın kilitleri kırılıp gerekli veya gereksiz tüm sesli kalabalık içeri alınmış ve karanlık aydınlatılabilmiştir. Dünden bugüne şeklinde bir kıyaslamaya gerek kalmadan tüm gerçekleri ortaya koyabilmek çok zor değil. Bir bireyin kendi kararlarının kendisinin vermesi, onu huzurlu yapan önemli unsurlardan biridir. Zaten tüm kazanımların temelleri verilen özgürlüğe dayalıdır ki ülkemizde yapılan inkılâplar halkın iradesini geliştirmek için yapılmıştır. Ayrıca çağdaş bir toplumun oluşmasını ve yönünü geriye döndürmeden dümdüz emin adımlarla ilerlemesini isteyen fedakâr insanlar arasındaki Mustafa Kemal ATATÜRK, ileri görüşlülüğüyle, ülkesi için devamlılığı olabilecek bir yönetim biçimini uygun görmüştür.
Günümüzdeki varlığını devam ettiren kimi devletlerle bir karşılaştırma yaptığımızda ifade özgürlüğünün olmadığı yerlerde insanların cehalet, yoksulluk ve hor görülmüşlük içinde bırakıldığını yüzlerinden anlayabiliriz. İzlenen bu çıkarcı yöntemler doğadaki değerleri yok sayar. Ancak insanı, insan yapan tüm değerlerin farkında olmasını engelleyen bu denli çıkarcı hareketler Cumhuriyet gibi güçlü bir yönetim şeklinde asla yer almamaktadır ve almayacaktır. Her kuşak bilmelidir ki, bu vatanda kurduğumuz Cumhuriyet yönetimi, Atatürk’ün önderliğinde çok büyük fedakarlıklarla kazanılan bir ölüm kalım savaşından sonra gerçekleştirilmiştir. Bu büyük başarının arkasında binlerce şehidin, binlerce gazinin kahramanlığı vardır. Böylelikle, kurulan bu büyük eserin her yönü ile gelişmesi, geliştirilmesi, doğabilecek her türlü tehlikeden titizlikle korunması, Cumhuriyet kuşaklarının Atatürk’e ve onun silah arkadaşlarına borçlu olduğu bir gerçektir.
Cumhuriyet kuşakları, bu gerçeğin bilinci içinde, kendilerine bırakılan emaneti daima koruyacaklar, Türkiye Cumhuriyeti’ni Büyük Önder’in çizdiği yolda ebediyen yaşatacaklardır…
Buğra BİLECEN
